|
YOL_CU_LUK
Gecenin şoförlük yaptığı otobüsün
yolcusuyum
geride bıraktığımız elektrik direkleri gibi
ellerimden kayıyor zamanın veda sözleri.
İlk olmadığını haykırıyorum bu nedensiz yolculuğun
rüzgara özenmesinin ilk olmadığı gibi
gözleri yaşlı yaramaz albatrosun.
Karşımdaki bozkıra bırakıyorum en bulutlu düşlerimi
çünkü korkuluğum,
kollarım iki yana açık olsa da hayat tarlasında,
suçum şapka çıkartmamak toprağın sahibi insanoğluna.
Gözlerimin önüne masal dünyalarından bir sis çökünce
sayfanın ucunu kıvırarak kapatıyorum yüreğimdeki kitabı,
kimsesiz karanfilin kollarına bıraktığım gibi sevdiğim insanı.
Bir bardak çay oluyorum hayatın boğazından süzülen.
Yan tarafımda kaşığım,
ters olarak kapanmaya hazır bardağın üstüne.
Kendimi arıyorum 'belki'de
erken gelmiş olmayacağım yolculuğun sonunda
kalkıp bakmak için başucumdaki mermer taşa.
Yaşayacak düş kalmayınca,
otobüsle yarışan kuş kanatlarında
saate takılıyor çaresiz gözlerim
kalan zamanı hesaplıyorum... ister istemez.
'terk etmek' değil diyorum sevdiğim
ya da varmak yeni bir durağa
sadece gitmenin aşığıyım.
Kolay olmuyor anlatmak düşlerine sahip çıkması gerektiğini
okyanusa açıldığı yerde derenin.
Spotlar yanıyor aniden beynimin dört yanında
gizlemeye çalışır misali tüm gölgeleri.
Ayın kendini göstermesi gibidir gecede
siyahın beyaz üstündeki egemenliği.
On beş dakika mola veriyor kaptan
balıklar çekiliyor bir bir,
uyku nehrine bırakılan oltalardan.
Gün ortasında bıraktığım
'aradığınız kişiye ulaşılamıyor' mesajlarına son verip
bitiriyorum... biri sen diğeri sensizlik olan
iki gerçek arasında yaşadığım hayali.
Bir özgürlük şiirine adar gibi
doğanın tüm kelimelerini.
|